Özel Arama



BİR BAYBARA SİTESİ

Cumartesi, Mayıs 30, 2009 - SAYILAR


''''' 0 ''''' dan başlarsın yaşama,''''' 1''''' bakmışsın girivermiş hayatına, ''' 2 ''' de bir özlersin,''' 3 ''' günlük ayrılık ölüm gibi gelir,''' 4 ''' gözle beklersin,''' 5 ''' vakit namazdan daha bağlısındır,''' 6 ''' üstü insandır halbuki,''' 7 ''' kat göklerde hissettirir kendini,''' 8 ''' köşesindir mutluluktan,''' 9 ''' doğurursun beklemekten,''' 10 ''' u seversin o''nu çoookkkk seversin.İŞTE HAYAT BU....

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

Pazar, Mart 8, 2009 - Dünya Kadınlar Günü'nün Başlangıcı

Dünya Kadınlar Günü'nün Başlangıcı

8 Mart 1857 tarihinde ABD'nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda çoğu kadın 129 işçi can verdi. İşçilerin cenaze törenine 100 bini aşkın kişi katıldı.

26 - 27 Ağustos 1910 tarihinde Danimarka'nın Kopenhag kentinde 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında (Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı) Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart'ın "Dünya Kadınlar Günü" olarak kutlanması önerisini getirdi ve öneri oybirliğiyle kabul edildi.


Tüm Emekçi Kadınların Kadınlar Günü Kutlu olsun...


                                                           M.Ali BAYBARA

1 YorumYorum yaz!Bağlantı

Perşembe, Şubat 26, 2009 - SANMA Kİ DERT SADECE SEN DE VAR







  
demek ki neymiş : 
derdimi dinledim,
derdimden  iğrendim... 
onun derdini gördüm,
derdime imrendim....






yok YorumYorum yaz!Bağlantı

Cumartesi, Şubat 14, 2009 - 14 SUBAT HİKAYESİ


14 ŞUBAT HİKAYESİ

Aziz Valentine'ın öyküsü III. Yüzyıl'dan gelir. O dönemde Roma tahtında İmparator II. Claudius vardı, "Zalim" adıyla tanımlanan Claudius aşırı savaş ve askerlik tutkunuydu, her yetişmiş erkeğin muhakkak asker olmasını istiyor ve kimseye göz açtırmıyordu.

EVLİLİĞİ YASAKLADI

Öylesine ileri gitmişti ki, askerliğe engel oluyor düşüncesiyle evlenmeyi dahi yasakladı.

Gençler şaşkındı, kimse sevdiği ile beraber olamıyor, Roma kenti sayısı gittikçe artan ve uzak ülkelerde ölen sevgililerinin ardından ağlayan kadınlar ve kızlarla dolmuştu. Kısacası aşk yasaklanmıştı.

Bu sıralarda İmparator tüm Romalılar'ın 12 tanrıya tapmalarını aksi şekilde davrananların ve özellikle de Hıristiyanlar'la ilişkiye girenlerin ölümle cezalandırılacaklarını emretti.

Bu emre uymayanların arasında Aziz olarak kabul edilen filozof Valentinus'da vardı, gezerek dinsel vaazlar veriyor ve İmparator'un hatalı olduğunu anlatıyordu.

Sonunda yakalandı ve hapse atıldı. Valentinus'un hapiste olduğu günlerde yaşananlar efsaneye dönüşerek günümüze kadar ulaşmıştır.

GÜZEL JULİA VALENTİNUS'A GİDER

Hapishaneyi korumakla görevli gardiyanın kızkardeşi Julia'nın gözleri doğuştan görmemektedir, gardiyan Valentinus'un anlattığı İsa ilgili öykülerin arasında körlerin gözlerinin açıldığını öğrenince, kardeşini gizlice Valentinus'un yanına getirir.

Julia çok güzel ve zeki bir kızdır.

Günlerce beraber olurlar, Valentinus ona Roma tarihini, doğanın yapısını, aritmetiği ve Tanrı'ya yönelmeyi öğretir.

Julia, dünyayı Valentinus'un anlattıklarıyla görür, onun bilgeliği ile aydınlanır, güçlenir ve teselli bulur.

Bir gün sorar;

"Valentinus, Tanrı gerçekten dualarımızı duyar mı?" Aziz gülümser;

"Evet, herbirini." Julia;

"Her sabah ve her gece ne için dua ettiğimi biliyormusun? Görebilmek için dua ediyorum, senin bana anlattıklarını görmeyi çok istiyorum.", Valentinus;

"Tanrı bizim için en iyi olanı yapar, yeter ki buna inanalım." Julia, yere diz çöker ve;

"Böylesine inanmak istiyorum, yardım et." Beraberce duaya başlarlar. Birden hücrenin içersi altın renkli bir ışıkla aydınlanır ve Julia haykırır;

"Valentinus, görüyorum, görüyorum."

14 ŞUBAT'TA ÖLDÜRÜLÜR

Valentinus duaya devam etmesini söyler.

Ertesi gün Valentinus'un ölüm emri gelir, Aziz Julia'ya son bir not yazar, Tanrı'ya hep yakın olmasını öğütler ve notun altını "Senin Valentine'ından" diye imzalar.

Mektup, ertesi gün Julia'ya ulaşır, o günün tarihi 14 Şubat 270'dir.

Valentinus, sonradan Papa I. Julius tarafından "Porta Valentini" adı verilen bir kemer kapısının altına gömülür (Şimdi orada yani Roma'da Praxedes Kilisesi vardır.)

Julia, mezarın yanına pembe çiçekler açan bir badem ağacı diker. Günümüzde sevginin ve dostluğun simgesinin badem ağacı olması buradan kaynaklanır.

GENÇLERİN İLK CİNSEL DENEYİMİ

İşin aslına bakılırsa, 15 Şubat tarihi Roma tanrıçalarından Februata Juno adına yapılan kutsama töreninin günüdür; birbirleriyle ilk kez cinsel ilişkiye girecek gençlerin adlarının yazıldığı parşömenler, o gün tanrıçaya sunulurdu.

Papalık daha sonra yasaklanan bu geleneğin yerine, azizlerin adlarının yazılı olduğu listeleri sergilemeye başladı.

Biz yine Roma'ya dönelim. 15 Şubat'ta kutlanan gençlerin aşk festivalinin özgün adı Lupercalia'dır, geleneksel olarak hediyeler verilirdi.

Kuşların çiftleşme döneminin başlangıcı kabul edilen Şubat ayı döneminde, gençler de onları örnek alarak eşleşirlerdi.

Hıristiyanlığın güçlenmesinden sonra, Pagan inançları yasaklandı veya yerlerine Hıristiyan versiyonlar getirilmeye başlandı.

Aziz Valentine Hıristiyanlığın simgesi olan sevgi ve evlilik kuramı ile kişiselleştirildi, onun Lupercalia Festivali'nin arifesinde öldürülmüş olması iyi bir raslantıydı, böylece Roma'nın bereketlilik ve döllenme kutsamalarıyla, Hıristiyanlığın evlilik ve çoğalma ilkesi bütünleştirilmiş oldu. Amaca ulaşılmıştı.

Günümüzdeki yorumuyla "St Valentine" yani Sevgililer Günü, Roma'daki gibi sevenlerin birbirlerine sevgilerini Valentinus'un son mesajında olduğu gibi küçük kartlar ve hediyelerle sunmaları şeklinde kutlanmaktadır.

Aslında kökende yine birleşme, bütünleşme ve çoğalma güdüsü yani bereketlilik vardır.

Aynı zamanda da, Tanrısal aşkla, dünyasal aşkın birleştiği yer, Julia'nın öyküsünde olduğu gibi birleştirilir.

Ama ilginçtir ki, aşkı yasaklayan bir despotun binlerce yıllık anısı, Kozmik Şakacı'nın oyunuyla artık aşk yüzünden akla gelmektedir.
yok YorumYorum yaz!Bağlantı

Cuma, Ocak 2, 2009 - ÜTOPİK KADIN AŞKI


Masallarda güzel prenses, yakışıklı bir prens gelip öptüğünde uyanırdı yüzyıl sürecek uykusundan... Gerçek hayatta ise o 'prens' in öpücüğüyle dalınıyordu gaflet uykusuna, hakikatlerden kopup kendi rüyasına dalarak yaşıyordu 'prenses'ler ve hiç kimsenin onları uyandırmasına izin vermiyorlardı, kendilerinin bile...
yok YorumYorum yaz!Bağlantı

Cuma, Kasım 14, 2008 - ZAMAN HERŞEYİN İLACI





Zaman herşeyin ilacı derler. Sayfalarca birşey yazmanın lüzumu yok. İnanın bana bu fotoğraf herşeyi açıklamaya yetiyor.

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

Salı, Temmuz 29, 2008 - HAYATI ISKALAMA LÜKSÜN YOK SENİN

HAYATI ISKALAMA LÜKSÜN YOK SENİN
Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun. Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır. Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır. Hani ağzınla kuş tutsan "Bu kuşun kanadı neden beyaz değil?" diye bir soruyla bile karsılaşabilirsin. İki ucu keskin bıçaktır bu işin...Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her zaman...
Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur. İyi halin cezanda indirim sağlamaz. Sen, "Ama senin için şunu yaptım" derken o, "şunu yapmadın" diye cevap verecektir ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksındır. Üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın. Özledin, içtin, ağladın, güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın. " Peki o ne yaptı" deme. Herkes kendinden sorumludur aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu. Bir insan eksik yaşıyorsa, ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak İçin uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için?
Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın. Her zaman ki gibi yaşayacaksın sen. "Acılara tutunarak" yaşamayı öğreneli çok oldu. Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki.... Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor. Kitap okurken de mutlu oluyorsun unuttun mu? Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana... Yine içeceksin rakını balığın yanında. Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası... Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun asıl olan yürektir. "Yürek sesi ne?" bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yasadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu... Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...

                                                           Nazım Hikmet RAN



Kalemine, yüreğine sağlık Nazım Hikmet.
yok YorumYorum yaz!Bağlantı

Pazar, Mart 9, 2008 - DÜNYA KADINLAR GÜNÜ

Tüm Bayanların dünya kadınlar gününü en içten dileklerimle kutlarım. Toplumumuzun dinamik taşları sizlersiniz. Daha adil ve güzel bir dünya için sizleri daha aktif görmek istiyoruz. Esenlikler...

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

Pazar, Ocak 13, 2008 - PERİHAN MAĞDEN ERKEK OLSAYDI!!

Kendini vicdani retçi olarak kabul eden ve bunu her fırsatta dillendiren Sayın Perihan Mağden’e birkaç şey söylemeden edemeyeceğim. Geçen hafta yazdığı yazılardan ikisinde vicdani redde atıf yapılarak yazılmış yazılarını okurken şunu düşündüm : Acaba kendisi erkek olsaydı vicdani reddi ne tarzda veya ne şekilde savunurdu. Zira bana göre vicdani ret insanlarda iki şekilde ortaya çıkar: Birincisi şudur ki: Vicdani reddi benimsemiş biri, bunu hem düşünsel hem de bedensel olarak (fiiliyatta) yaşar. Beyin olarak zaten militarizmin karşısında bir duruşu vardır, aynı zamanda militarist sisteme dâhil olmayarak, yani bedenini de vicdani reddine ortak ederek vicdani reddini idame ettirir.

 

İkinci durum ise: Sadece düşünsel olarak vicdani reddi kabul edip yaşayanlar vardır. Ancak bu kişiler, yine de gider, militarist sistemin çarkının bir parçası olur istemeyerek de olsa. Vicdani red için gerekli olan fiziksel reddedişi uygulamaz. Zira ömür boyu bu leke! ile yaşama riski gözünde ürkütücüdür. (Birçok yerde kız bile vermezler askerlik yapmayana, veya kariyerinde önemli bir etkendir askerlik)

 

         Ben de Perihan Mağden’e şu soruyu yöneltmek istiyorum : Dünyaya gözlerini erkek olarak açsaydı, vicdani reddi hangi şekliyle yaşardı? Birinci güruhtan mı olurdu, yoksa ikinci güruhu mu seçerdi? Veyahut geçen günkü yazısında belirttiği ve eleştirdiği DTP Milletvekili ve Genel Başkanı Nurettin Demirtaş gibi bir şekilde askeri vesayet sisteminin dışında kalmak için sahte belgelerle yırtar mıydı?

 

         Bir mail adresi olsaydı, bu yazıyı direkt ona gönderecektim. Lakin okuyucu kitlesiyle arasına çok büyük bir mesafe koyma gibi bir durumu meydana getiren kendini okurdan soyutlama yolunu seçtiği için kendisine yollama durumum olmadı. Belki denk gelir de bu yazımı okur diye yayınlıyorum. Umarım en yakın zamanda mail tabusunu yıkıp kendisine bir mail adresi alır.

        

         Kendisi bize her istediğini söylüyor, okuyoruz. Ama maalesef bizim söyleyeceğimiz şeyleri onun okuması imkansız gibi bir şey. Belki mektup yoluyla Radikal’in genel merkezine gönderme durumumuz olabilir, ancak Perihan hanım okuyucu mektuplarını okuyacak gibi durmuyor. Eminim hiç ama hiç uğraşmadan hepsini çöp tenekesinin birer demirbaşı olarak  buruştura buruştura atar..

 

 

                                                 M.A.BAYBARA

2 YorumYorum yaz!Bağlantı

Cuma, Aralık 21, 2007 - BAYRAMLAR

HERKESİN KURBAN BAYRAMINI EN İÇTEN DUYGULARIMLA KUTLARIM. Kurban bayramının şu an itibariyle benim için hiçbir anlamı yok gibi. Zira bulunduğum ortamda şu kelimelerin sarf edildiğine bizzat şahit oldum : 'Bayramdır diye sakın ama sakın gevşemeyin, siz askersiniz. Unutmayın.'. Evet, ailemizden, sevdiklerimizden ayrı düştüğümüz bu bayramda normal günlerden daha fazla eziyet edilmesi çok ağırıma gitti. HERŞEY 177 gün için diyorum ve sabrediyorum. Bayramın tek avantajı, iki defa çarşıya çıkma şansımın doğmuş olması. Herkese iyi bayramlar.

2 YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

O BİR BAYBARA

Bağlantılarım

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
antoloji
Facebook
alibaybara
Radikal
BAYBARA
MARDİNSPOR
Taraf Gazetesi

Kategoriler

Arkadaşlarım

nevaay
merva
onderburak12
talia
ulasozan
minikprenses20
proleter
fatoscb
efsade
nicinboyle

Mehmet Ali Baybara'nın Facebook profili